Mayıs 26, 2007

ben yapmadım, miki yaptı!

bugün çok da inanmayarak tüm günümün amacını ders çalışmak olarak belirlemiştim.. ama zihnimi ders çalışmak dışındaki diğer "uğraş"lardan koparmak öyle zor geliyor ki.. nihayet kalktıktan takriben 6,5 saat sonra mikro notlarımı önüme alarak başladım, iki sayfa okumamıştım ki, bilgisayarı kapatayım, dikkatimi dağıtır dedim, sonra istemezsem dağıtmaz dedim, sonra "bilgisyar" dikkatimi dağıttı.. bir şeyi yapmamam gerektiğini düşündüğüm an yapıyorum, niye bunca cebelleşiyorum ki kendimle.. bilmiyorum.. inat mı ediyorum..

bir yanım insanın sürekli üreterek varolabileceğini söylerken bir yanım boyuna ense yapmak istiyor :) yaptığım şeyler bana anlamsız geldiğinden mi? anlamlı gelmesi için merak etmek gerek.. bizim toplumca merak etme adlı insani güdümüz öldürülüyor.. artık bir bahanem de var :) merak öldü, ben yapmadım, miki yaptı :)

emek vermeden "başarı"lı olunmuyor.. ya bizim emek tanımlarımız yanlışsa? benim sınava kadar yazılmış çizilmiş iktisat, hukuk, muhasebe literatürünü "hazmetmem" gerekiyor.. bunun karşılığında yüksek bir puan alacağım.. bunun için emek vermenin anlamı oturup saatlerce okumak, ve sordukları müfredatı en ince ayrımtısına kadar bilmek.. gerekli mi?yani benim tüm bunları bilmemin anlamı ne? sosyal hayatta (sadece küçük bir kesimde) bilmem kaç saat çalışan biri olarak saygı duyulmam mı? sonra mesela hadi diyelim ki istediğimiz şeyler için birtakım saçma gerekliliklere katlanılabilir, ben bu yaptıklarım vesilesiyle gireceğim işte hiçbir şey yapmayacaksam, hiç üretmeyeceksem? tek getirisi daha iyi bir yaşama standardını satın alabileceğim paraysa? bu para da insanların yarattıkları bir "kültür"se.. yani gerçekten sorgulandığında işin özü üretenin almasıysa ve öyle bir durum da yoksa?

...

"Güne, o gün yapacak hiçbir “iş”i olmadan başlamak, tuvalete gitmek, yemek yemek gibi hayvani özümüzün gündeme getirdği “işler” dışında, kamusal alandaki kimliğimizle ilişkili, mensubu olduğumuz kültür içinde önceden tanımlanmış hiç bir “iş”le ilgilenmeden, tamamen “aylak”lıkla günü geçirmek, dünyayı seyredip günün sonunda uykuya dalmak yaşamanın en güzel hallerinden biri değil miydi? Aylaklığın nesi kötü idi ki, aylaklıktan bu kadar korkuyorduk. Bir kültür içinde homo sapiens sapiens bireyi olmuş olmanın sonucunda aylaklıktan bu kadar korkmamızın nedeni kültürün hayvani özümüzün bize aylaklığın doğallığı ve rahatlığı ve belki de güzelliğini görmemizi engelleyen “hile”leri, “yalan”ları mı idi? Yoksa homo sapiens sapiens bireyi olmaktan çıkmayı göze almadıkça, aylaklık gerçekten kaçınmamız gereken tehlikeli bir tuzak mıydı?

Bu sorunun yanıtını gerçekten bilmiyorum. "


y.tezel

Hiç yorum yok: