Mart 10, 2007

saklı kalan...



ela'm ve seraps sobelemiş beni :)
bilinmeyenlerimle ilgili :)
kronoloji hafızam pek olmadığı için dağınık gideceğim :)


yaşamımdaki en özel insan kardeşimdir. tanıyıp tanıyabileceğin en eğlenceli, en olgun, en sevecen insan :) 4 yaşıma dair en canlı hatıram :)
tabi bizim bu barışıklığımız çok uzak tarihlere dayanmıyor maalesef :)
lise oratalarına kadar kedi- köpek gibi geçinenlerden (geçinemeyenlerden:) )dik.. oysa onlar severler değil mi birbirlerini özünde, bizim bunu farketmemiz geç oldu biraz :)
ona yapmak istediğim en büyük sürpriz bir an önce iş bulup, yurt dışındaki bilimum basketbol, futbol, f1, motosiklet müsabakası biletlerini uçak biletine zımbalayıp adresine göndermek :)

saçma sapan takıntılarım vardır, yamuk tabloları düzeltmek, kitapları ve cd leri türlerine ve boyutlarına göre sıralamak, sınıfta, kütüphanede köşeye oturmak, yemekleri ağzımın sağ tarafında ne kadar çiğnersem sol tarafında da o kadar çiğnemek gibi :)

saçma sapan inatlarım da vardır :) annem ve ela iyi bilirler, bir şeyin olma zamanı, yapılma zamanı bence geldiyse yapmamam için beni iplerle bağlamak gerekir :)

yalan çok incitir, toparlanmamı çok güçleştirir..

dans çok heyecanlandırır :) bir gün bu dünyaya adım atarsam yıldız olacağımdan adeta eminimdir! latin müziklerinin ritmine en çok benim ayak uyduracağımdan :)

beni içine çeken bir kitabı bir solukta okumaktan ve o gün etkisinden çıkmadan hülyalı hülyalı dolaşmaktan çok haz alırım :)


bir de babamla küsüştükten sonra barışınca içim içime sığmaz :)
onunla onun yapmak isteyip yapmadığı her şeyi yapmak ve zamanda yolculuk yapmak isterim..
bulgaristan'a gitmek, onu gar lokantası'na götürmek, o kızılırmak'ta balık tutup kitabını okurken (ki henüz yoktum o zamanlar) çevresinde dolaşıp duran minicik çocuk olmak ... bazen dalınca düşüncelerinde gezinmek...

bana istemediğim şeyleri yaptırmak çok kolaydır eğer içine bir oyun katılırsa ya da inada sürüklenmeyeceğim bir şekilde söylenirse :) çocuğa yaklaşır gibi ...

annem küçükken hadi uyuyalım dediğinde tuttururmuşum uyumıycam diye :)
sonra annem yöntemi bulmuş, gel kitap okuyalım diyomuş, "ama uyumıycam di mi?" diyorumuşum, o da, "tabi ki uyumıycaksın, dinle bak uyuma olur mu" diyormuş, ben uyuyormuşum dinlerken...



eşitlik konusunda bildim bileli takıntılıyım, hakkaniyetsiz dağılımları da kendi ufak ve yararsız çabalarımla değiştirme eğilimim de vardır :)



kısa bir süre önce iyilik perilerine ve meleklere inanmaya başladım :)(bakınız :))



akşamüzerlerini çok severim.. akşamüzeri bulutları izlemeyi, çıkıp yürümeyi... insanları izlemeyi, onlara öyküler biçmeyi.

bol bol bol sütlü ve hiç hiç hiç şekersiz kahve içmeyi çok severim.. son yudumun üzerine daha da kocaman bir yudum su içmeyi..

sevmediğim bir insanla kapalı bir mekanda kalmak zorunda kalmışsam ayaklarımı yere sürtmeye, ve kapıya bakmaya başlıyormuşum :) e tek aklımda olan kısa yoldan kaçmak oluyo :)
iki kişi oldu öyle, gerçekten klostrofobim oluşmaya başladı sandım :) ama duruma ve kişiye özgüymüş :)

evde yapılmış yoğurtla şeker karıştırıp yemeyi çok severim :) hala aydına gittiğimde herkes yatınca gizli gizli yaparım :)

kendimi kötü hissedince sevdiğim insanların kıyafetlerini giyerim, beni her daim sarıyorlarmış gibi hissederim :)

fikret kızılok'un "ama babacığım" şarkısını ne zaman dinlesem ağlarım...

gösterişsiz kayığımla çıkıtığım yolculukta karşıma çıkan en güzel insanı ise başka bir postta anlatacağım...

bu kadar şimdilik aklıma gelenler...
ben de bilinmeyenlerini paylaşsın diye uykukardeşimi sobeliyorum :)

3 yorum:

Adsız dedi ki...

gizlice şekerli yoğurt yeme anına ben şahşit olamadım.. ikimiz de gizlice yaptığımız içindir belki de.. ama en kısa zamanda bir gece dolabın önünde karşılaşmayı umuyorum...

benim canım bir bilinmeyenini eklemeyi unutmuş.. unutmamıştır da utanmıştır... öyle güzel ve nazik dokunur ki nesnelere.. özellikle çay ya da kahve içerken izlemelisiniz onu bir de yazı yazarken.. fincanı öyle nazik tutar ki, içindeki içecek de bana da bak diye özenebilir... ve kalemi tutuşu... o küçücük parmaklarıyla...

bir de Gar Lokantası hariç başka bir mekandaysak, masadaki bilimum şeylerle oynadıktan sonra sıkıldığını anlamam için ayaklarını yere vurur "ela gitsek yaaaaa" :))

tüm bu güzelliklerine tanıklık etmeme izin verdiğin için çok ama çok teşekkür ederim sana...

çok seviyorum seni :)

ela'n

tulip dedi ki...

sen olmasan bu kadar güzel olmazdı benim yaşamım..

iyi ki varsın...

osquée dedi ki...

yihu!