
geçen gün okula gitmiş çıkış işlemleriyle uğraşıyordum, çıkınca da bizimkilere yiyecek bir şeyler aldım eve dönüyordum.. bir çocuk geldi.."abla nolur biraz para ver", "abla lütfen, açım abla"....
ne yapacağımı bilemedim.. ellerimi, yüzümü, gözlerimi saklamak istedim..."aç mı gerçekten?", "ya gidip kötü bir şey yaparsa?", "para verdiğimizden burda değil mi?", "ya açsa?".. soruları gezinirken beynimde ben ilerledim.. vermedim para.. o da başkasına gitti...
ankara'da her gün karşılaştığımız şeyler.. her şehirde her gün karşılaşılan bir yaşam biçimi.. ve sosyolojik problem..ama sanırım biz daha geniş çerçeveden bakmak yerine bunları bireysel problemler olarak görüyoruz...
o gün çok kızdım ben kendime... bu haksız bir yargılama değil, geç kalınmış bir yargılamaydı...
çünkü ben yaşıma baktığımda, çocuk değilim, yetişkin denilebilecek yaştayım, öyleymişçesine yaşıyorum, ya da yaşadığımı sanıyorum..
etrafımda olan bitenlere nasıl bu kadar kayıtsız kalabiliyorum... dışarı çıkmadan her şeyi pencereden izleyip, kaderciliğe inanmadığımı düşünürken nasıl her şeyi akışına bırakıyorum?
biz neden böyleyiz? o an para verseydim belki de vicdani bir rahatlama yaşayacaktım, ara sıra olduğu gibi, ama yaptığım bir çözüm olacak mıydı, yaptığımın iyi bir şey olmadığını, çözüm olmadığını göremeyecek kadar meşgul muyum ben sadece kendimle?para verip, ya da vermeyip bir şekilde yoluma devam edecek, yaptığım şeyle tatmin olarak ya da olmayarak yaşama devam edecek kadar umursamaz mıyım?
evet üzülüyorum, gördüğümde vicdanım sızlıyor, ben şu sıralar televizyonu açtıkça, gazeteleri okudukça da gerçekten, gerçekten kötü oluyorum..
ama bu öyle hassas bir denge ki, vicdanım hakikaten rahatsız olsa ben çözüm bulmakla uğraşmaz mıyım, günü kurtarmak yerine...
dün ben gerçekten ilk kez düşündüm, ne yapılabilir diye, birileri bir şeyler yapıyor mu diye, gerçekten ne yapılabilir diye..
sonra yine korktum, boyum ve yaşım küçük geldi.. yani öyle düşünmeyi seçtim...zihnimin köşesinde bir takım sayıklamalar belirdi sadece.. sabancı üniversitesinde bir şey vardı, neydi ki, sosyal dayanışma??...
lübnan konusunda da öyle değil mi işte? bugünkü gazetelerde yazıyordu, hiyam'daki birleşmiş milletler gözlemevini vurmuşlar ve açıklama "savaşta böyle şeylerin olabileceği" imiş.. sen savaşı nasıl meşrulaştırabiliyorsun ki insanların ölmesini savaşta olabilen şeyler olarak görebiliyorsun?adeta sen yapmamışsın da, bu başlarına gelen bir şeymiş gibi..yaşamın akışında olan şeyler gibi...
biz ne yapıyoruz, gerçekten kızıyor, gerçekten ahkam kesiyor (bkz. bir üst paragraf) ama bir şey yapmıyoruz.. yemek saatiyle kesişen haber bültenlerini çerez gibi tüketiyoruz...ne yapılabilir, onu bile bilmiyoruz... hepimiz bir şeylerin başımıza gelmesini bekliyoruz.. ya da dünyayı başkalrının değiştirmesini...
bu provoke edici yazının ardından vicdanınızı rahatlatmak istiyorsanız:
http://www.petitiononline.com/ED130972/petition.html
2 yorum:
Herif durduğu yerde sivil hedefe saldıracak... Sabah kalkıp işine gelmekten başka bir suçu olmayan sekreter kızcağızları öldürecek... Koca bulmak için çırpınan zavallı , Charlotte güme gidecek... Herif Tel Aviv belediye otobüsüne bomba koyacak, pazara giden Rebeka kucağında emzikli Mişon?la can verecek... Herif, ?İsrail devleti yokolacaktır? diye çığlıklar atacak... Herif utanmadan ve sıkılmadan ?Yahudi soykırımı olmamıştır, yalandır? diyecek... Ve karşi tarafin da eli armut toplayacak!
Sivil hedeflere saldiracaksin ama kendin de askeri hedef göstermeyeceksin, sekiz çocuklu ailenin alt katina roketatarlari dizeceksin, sonra da bombayi yiyince ?İsrail sivilleri hedef alıyor? diye ağlayacaksın... Atma Arap, din kardeşiyiz...
2002 yılının nisan ayında, Suudi televizyonunda Şeyh Saad El-Buraik demişti ki, ?Filistinli Müslüman kardeşlerim, Yahudiler?e acımayın, kanları, paraları ve karıları size helaldir?...Bütün Arap ülkeleri ve İran, İsrail devletinin varlığını ve yaşama hakkını tartışma konusu yapmaktan vazgeçmedikleri ve iyi niyetlerini de kanıtlamadıkları sürece bu savaş bitmez. İslam köktendincileri cihattan vazgeçip uslanmadıkları sürece de bu savaş bitmez. Yahudi köktendincileri Arap çocuklarına insan gözüyle bakmadıkları sürece de bitmez. (buraya kadar yazanlar Engin Ardic'in iki yazisindan alintidir)
benim ekleyeceklerim,hic birsey göründügü gibi degildir,yakindan incelenirse renklerin siyah beyaz olmadigi grinin tonlari görülebilir,bu bana Sezen Aksun' bir sarkisini hatirlatiyor, ''masum degiliz hicbirimiz'' yarin öbiür gün bizde buna benzer sebeplerle kuzey iraka girebiliriz,lütfen olaylara objektif bakmaya ve akilci olmaya calisalim.......http://gaykedi.blogspot.com/
haklısın.. hatta insanların iyi niyetlerini beyan etmelerinden daha öte bir üst hukuki kurum gerekiyor bence savaşların son bulması için..insanların ya da yöneticilerin diyelim çıkarları peşinde koştuğu veri durumla da bu kesişmiyor maalesef...
ama insan ölümlerine objektif bakılamayacağı kanısındayım...ben bakamıyorum, bakmıyorum...
Yorum Gönder