Temmuz 20, 2010

piyale madra

Piyale Madra en sevdiğim sanatçılardan.. Çok keyifli, çok bizden geliyor karikatürleri.. İnce bir mizah anlayışı var. Sıcaklardan ve yaz boşluğundan kaynaklanan sıkıntıyı dağıtıverdi yine çizimleri..







Temmuz 19, 2010

...



hava sıcak... odamda müzik dinlemenin keyfini çıkarıyorum, kendimleyim.. duygularımı, düşüncelerimi, sıkışıklıklarımı oraya buraya çekiştirdikten sonra kendimi bıraktım geceye, karanfillere, müziğe, "aşk"lı fincana, aşka...

bıraktım içimdeki büyümüş de küçülmüş çocuk istediği zaman meraklı meraklı sorular sorsun yaşama dair, korksun, umutlansın, sıkılısın, yolunu bulamasın, arasın.. sonra gelsin kucağıma otursun.. saçlarını okşayayım, güzel bir uykuya dalsın...

ay dönümü

bir yılı üçe böldük ve o dönemde hep sevdik..

hep..

"Seviyorum seni ekmegi tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,
telâşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür!' der gibi."

Temmuz 15, 2010

.

senenin son "procrastination"u! pazartesi teslim edeceğim seminer ödevim!

Temmuz 09, 2010

gündüz akdenizdeyiz sanki akşam karadenizde.. burasu ankara!

ümmüşen

bi ümmüşen vardı.. ikinci sınıfta dinleyip durmuştum albümünü.. derya köroğu'yla güzel bi düetleri var.. bugün radyoda dinledim, geçenlerde yine karşılaşmıştım.. denk gelirseniz muhakkak dinleyin derim..

http://www.facebook.com/video/video.php?v=225388879813

bir terazinin denge arzusu




herkesin zayıf yönleri var.. tamamen iyi veya tamamen kötü değiliz.. benim zayıf yönüm ise sorun olmasını istememem.. her şey hallolur gibi gelmiyor, en ufak bir şeyde her şey bitiyormuş, bir daha toparlanamayacakmış gibi geliyor..



o yüzden şu sıralar içimdeki mayınlara basmamaya çalışarak ilerlemeye çalışıyorum.. bu çaba da beni bazen oldukça yoruyor... önemli olan sorunları nasıl çözdüğümüz aslında, nasıl sorun çıkarmadığımız değil.. kendimle ve hayatın içindeki sorunlarla yaşamaya alışmam gerek sanırım...





yahya hocanın dış ticaret modellerini anlatırken kullandığı bir metafor vardı, kararlı denge normal duran bir kase gibidir, dengeden sapan top eninde sonunda yine aşağıda durur, kararsız denge ise ters duran kase gibidir, top en üstte denge durumundan saparsa bir daha yerine gelmez.. korumaya çalıştığım denge kararlı denge mi kararsız denge mi bilmiyorum..

Haziran 30, 2010

..

saatler 17.18'i gösteriyor.. saatler değil, saatim.. ilk kimin kullandığı belli olmayan bu cümle, akşam haberlerinden kalma.. "hepimizin saatleri x'i gösteriyorsa başlayabiliriz".. diyen bir ses..

ben hepimizin saatlerinin 18.30'u göstermesini sabırsızlıkla bekliyorum.. hafta içi her gün! hayatımın anlamını bulacağımı umduğum işimle 1,5 yıl sonra bu hale geldik :) aşktan bile kısa sürüyor!

tracy chapman çalıyor, temmuz'a 1 kala yağmur yağıyor, toprak kokusu güzel, müzik güzel, zorunluluklar kötü....


Mayıs 26, 2010

sofi - polyanna - platon

kadın adamın gözlerinin içindeki belli belirsiz harelere bakarken adam kendi yüzünü kadının gözlerinden izlemenin keyfini yaşıyordu...

her şey bazen bu kadar basitti...

kadının daha basit ve aslında daha karmaşık istekleri vardı.. masallardaki gibi hep sevgi dolu olmak, hep aşkla bakmak ve kendisine hep aşkla bakılması...

gerçek dünya ile örtüşmeyen hayaller miydi bunlar?

idealar dünyasına uzak kolu kopmuş bir kurabiyeye bakıyordu kadın, hüzünlü bir bakış gözlerinde...

aklına "saatler"deki pasta geldi... tüm hayatının düğümünü yaptığı pastanın mükemmelliğinin oluşturduğu kadın...

masa lambasının kahve fincanına bakarken düşündüğü

özellikle gecenin ilerleyen saatlerinde - ki ışığın solgun, çakmağın yorgun, ve eşyanın kırılmaya daha bir yatkın olduğu saatlerdir bunlar - şehvetli bir kıvrımla kahve fincanına doğru eğilmiş bulunan masa lambasının, telvenin porselenle kurduğu o incelikli ilişkinin kıvrımlarında belirsiz bir geçmiş ve bir o kadar da belirsiz bir geleceğin işaretlerini görmenin verdiği tedirginlikle, bir an önce günün ilk ışıklarıyla birlikte kendi egemen karanlığına çekilmeyi arzulamasıdır. bu geçmişin ve bu geleceğin sahibi ise, olanlardan habersiz, lambanın artık eskidiğini ve kahvenin de şekerinin fazla kaçtığını düşünmektedir pervasızca.